Çocuklarda süreklilik gösteren davranışlar dikkate alınmalı
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet davranışının genellik...
25 Nis 2026 - 17:40
YAYINLANMA
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını söyledi.
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet eğilimine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Çocuklarda şiddet eğilimini, başkalarına fiziksel, sözel ya da psikolojik zarar verme davranışlarına yatkınlık olarak tanımlayan Meltem Küçükdağ, "Bu durum tekil bir öfke patlamasından ziyade süreklilik gösteren ve çocuğun problem çözme aracı olarak agresyonu kullanmasıyla karakterizedir. Burada önemli olan sadece davranışın varlığı değil; sıklığı, yoğunluğu ve çocuğun bunu bir çözüm yolu olarak benimseyip benimsemediğidir" dedi.
Çocuğu şiddete yönelten en temel nedenler
Şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Küçükdağ, "Biyolojik yatkınlıklar, psikolojik süreçler ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Aile içi şiddet veya ihmal, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, genetik yatkınlık, düşük dürtü kontrolü, sosyal öğrenme yoluyla model alma ve akran etkisi en sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Çocuklar özellikle davranışı gözlemleyerek öğrenir. Eğer bir çocuk sorunların bağırarak, vurarak ya da baskı kurarak çözüldüğü bir ortamda büyüyorsa, bunu doğal bir iletişim biçimi olarak içselleştirebilir" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda erken dönemde bazı önemli sinyallerin gözlemlenebildiğini dile getiren Küçükdağ, sık öfke patlamaları, kurallara karşı yoğun direnç, empati eksikliği, hayvanlara ya da akranlara zarar verme davranışları ve sürekli tartışma eğiliminin başlıca belirtiler arasında yer aldığını vurguladı. Bu davranışların süreklilik göstermesi ve farklı ortamlarda da ortaya çıkmasının kritik olduğuna dikkat çeken Dr. Küçükdağ, erken fark edilen durumların uygun müdahale ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti.
"Dijital içerikler tek başına belirleyici değil"
Dijital oyunlar ve sosyal medyanın çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı olmadığını ifade eden Küçükdağ, "Aynı zamanda öğrenme, model alma ve kimlik geliştirme ortamlarıdır. Dijital içerikler tek başına bir çocuğu şiddet eğilimli hale getirmez; ancak uygun zemin varsa bu eğilimi artırabilir, pekiştirebilir ve zamanla normalleştirebilir. Özellikle aksiyon ve rekabet temelli oyunlarda şiddetin bir ‘başarma aracı’ olarak sunulması, çocukta bu yönde bir algı oluşturabilir. Sosyal medyada kavga videoları, linç kültürü ve aşağılayıcı içeriklerin görünürlüğü de şiddetin sıradanlaşmasına yol açabilir" dedi.
"Sorun, içeriğin denetimsiz tüketilmesi"
Tekrarlayan maruziyetin duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Dr. Meltem Küçükdağ, "Çocuk zamanla başkasının acısına daha az tepki verir ve empati becerileri zayıflayabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödül sistemi, sabır becerisini azaltır ve dürtü kontrolünü zorlaştırır. Bu da gerçek hayatta öfke ve agresyonun daha hızlı ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya, aynı zamanda bir statü alanıdır. Bazı çocuklar dikkat çekmek veya güçlü görünmek için daha agresif davranışlar sergileyebilir. Burada en kritik nokta, sorunun içerikten çok içeriğin denetimsiz ve yalnız tüketilmesi olmasıdır" diye konuştu.
Ailelere öneriler
Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Küçükdağ, içeriklerin tamamen yasaklanması yerine birlikte izlenmesini ve değerlendirilmesini önerdi. Küçükdağ, "Çocuğa alternatif davranışları düşündüren sorular yöneltmek, ekran süresini net ve tutarlı sınırlarla belirlemek ve ekran dışı sosyal, sportif ve sanatsal alanları desteklemek önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek hayatta deneme eğilimindedir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değil, içeriğin nasıl işlendiğidir" dedi.
Akran zorbalığıyla çift yönlü ilişki
Akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğunu belirten Küçükdağ, "Zorbalığa maruz kalan çocuklar yoğun öfke ve çaresizlik yaşayabilir. Bu duygular sağlıklı şekilde ifade edilemediğinde çocuk ya içe kapanır ya da agresifleşir. Öte yandan empati becerileri gelişmemiş ve dürtü kontrolü zayıf çocuklar zorba rolünü benimseyebilir. En kritik grup ise hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklardır. Bu durumda ‘zorba-mağdur döngüsü’ oluşur" ifadelerini kullandı. Okul ortamının bu döngüyü kırmada önemli rol oynadığını vurgulayan öğretim üyesi, öğretmenlerin erken belirtileri fark etmesi, güvenli bir sınıf ortamı oluşturması ve aile ile iş birliği içinde hareket etmesinin belirleyici olduğunu belirtti.
"Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalı"
Aile yaklaşımının kritik rolüne dikkat çeken Küçükdağ, "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine net, tutarlı ve sakin sınırlar konulmalıdır. Çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalıdır. Çocuğa duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalı ve ebeveynler model olmalıdır" dedi. Davranışların artması, başkalarına zarar verme riskinin ortaya çıkması ya da çocuğun sosyal işlevselliğinin bozulması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Küçükdağ, erken yaşta kazandırılan duygu düzenleme becerilerinin koruyucu etkisine dikkat çekti.
"Erken müdahale süreci değiştirebilir"
Şiddet eğilimi olan her çocuğun ileride ciddi sorunlar yaşayacağı anlamına gelmediğini de ifade eden Meltem Küçükdağ, "Ancak erken yaşta başlayan ve süreklilik gösteren agresif davranışlar müdahale edilmediğinde daha ciddi risklerle ilişkilidir. En önemli nokta, erken müdahalenin bu sürecin yönünü değiştirebileceğidir" dedi.
Şiddet davranışının yalnızca bir disiplin sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Küçükdağ, "Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade edemez ve davranışlarıyla kendilerini anlatır. Bu nedenle şiddet bir sonuçtur; asıl mesele onun arkasındaki ihtiyacı görebilmektir. Yargılayıcı olmayan, anlayan ve sınır koyabilen bir yaklaşım çocukların gelişimini destekler" diyerek sözlerini tamamladı.
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet eğilimine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Çocuklarda şiddet eğilimini, başkalarına fiziksel, sözel ya da psikolojik zarar verme davranışlarına yatkınlık olarak tanımlayan Meltem Küçükdağ, "Bu durum tekil bir öfke patlamasından ziyade süreklilik gösteren ve çocuğun problem çözme aracı olarak agresyonu kullanmasıyla karakterizedir. Burada önemli olan sadece davranışın varlığı değil; sıklığı, yoğunluğu ve çocuğun bunu bir çözüm yolu olarak benimseyip benimsemediğidir" dedi.
Çocuğu şiddete yönelten en temel nedenler
Şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Küçükdağ, "Biyolojik yatkınlıklar, psikolojik süreçler ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Aile içi şiddet veya ihmal, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, genetik yatkınlık, düşük dürtü kontrolü, sosyal öğrenme yoluyla model alma ve akran etkisi en sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Çocuklar özellikle davranışı gözlemleyerek öğrenir. Eğer bir çocuk sorunların bağırarak, vurarak ya da baskı kurarak çözüldüğü bir ortamda büyüyorsa, bunu doğal bir iletişim biçimi olarak içselleştirebilir" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda erken dönemde bazı önemli sinyallerin gözlemlenebildiğini dile getiren Küçükdağ, sık öfke patlamaları, kurallara karşı yoğun direnç, empati eksikliği, hayvanlara ya da akranlara zarar verme davranışları ve sürekli tartışma eğiliminin başlıca belirtiler arasında yer aldığını vurguladı. Bu davranışların süreklilik göstermesi ve farklı ortamlarda da ortaya çıkmasının kritik olduğuna dikkat çeken Dr. Küçükdağ, erken fark edilen durumların uygun müdahale ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti.
"Dijital içerikler tek başına belirleyici değil"
Dijital oyunlar ve sosyal medyanın çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı olmadığını ifade eden Küçükdağ, "Aynı zamanda öğrenme, model alma ve kimlik geliştirme ortamlarıdır. Dijital içerikler tek başına bir çocuğu şiddet eğilimli hale getirmez; ancak uygun zemin varsa bu eğilimi artırabilir, pekiştirebilir ve zamanla normalleştirebilir. Özellikle aksiyon ve rekabet temelli oyunlarda şiddetin bir ‘başarma aracı’ olarak sunulması, çocukta bu yönde bir algı oluşturabilir. Sosyal medyada kavga videoları, linç kültürü ve aşağılayıcı içeriklerin görünürlüğü de şiddetin sıradanlaşmasına yol açabilir" dedi.
"Sorun, içeriğin denetimsiz tüketilmesi"
Tekrarlayan maruziyetin duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Dr. Meltem Küçükdağ, "Çocuk zamanla başkasının acısına daha az tepki verir ve empati becerileri zayıflayabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödül sistemi, sabır becerisini azaltır ve dürtü kontrolünü zorlaştırır. Bu da gerçek hayatta öfke ve agresyonun daha hızlı ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya, aynı zamanda bir statü alanıdır. Bazı çocuklar dikkat çekmek veya güçlü görünmek için daha agresif davranışlar sergileyebilir. Burada en kritik nokta, sorunun içerikten çok içeriğin denetimsiz ve yalnız tüketilmesi olmasıdır" diye konuştu.
Ailelere öneriler
Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Küçükdağ, içeriklerin tamamen yasaklanması yerine birlikte izlenmesini ve değerlendirilmesini önerdi. Küçükdağ, "Çocuğa alternatif davranışları düşündüren sorular yöneltmek, ekran süresini net ve tutarlı sınırlarla belirlemek ve ekran dışı sosyal, sportif ve sanatsal alanları desteklemek önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek hayatta deneme eğilimindedir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değil, içeriğin nasıl işlendiğidir" dedi.
Akran zorbalığıyla çift yönlü ilişki
Akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğunu belirten Küçükdağ, "Zorbalığa maruz kalan çocuklar yoğun öfke ve çaresizlik yaşayabilir. Bu duygular sağlıklı şekilde ifade edilemediğinde çocuk ya içe kapanır ya da agresifleşir. Öte yandan empati becerileri gelişmemiş ve dürtü kontrolü zayıf çocuklar zorba rolünü benimseyebilir. En kritik grup ise hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklardır. Bu durumda ‘zorba-mağdur döngüsü’ oluşur" ifadelerini kullandı. Okul ortamının bu döngüyü kırmada önemli rol oynadığını vurgulayan öğretim üyesi, öğretmenlerin erken belirtileri fark etmesi, güvenli bir sınıf ortamı oluşturması ve aile ile iş birliği içinde hareket etmesinin belirleyici olduğunu belirtti.
"Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalı"
Aile yaklaşımının kritik rolüne dikkat çeken Küçükdağ, "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine net, tutarlı ve sakin sınırlar konulmalıdır. Çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalıdır. Çocuğa duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalı ve ebeveynler model olmalıdır" dedi. Davranışların artması, başkalarına zarar verme riskinin ortaya çıkması ya da çocuğun sosyal işlevselliğinin bozulması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Küçükdağ, erken yaşta kazandırılan duygu düzenleme becerilerinin koruyucu etkisine dikkat çekti.
"Erken müdahale süreci değiştirebilir"
Şiddet eğilimi olan her çocuğun ileride ciddi sorunlar yaşayacağı anlamına gelmediğini de ifade eden Meltem Küçükdağ, "Ancak erken yaşta başlayan ve süreklilik gösteren agresif davranışlar müdahale edilmediğinde daha ciddi risklerle ilişkilidir. En önemli nokta, erken müdahalenin bu sürecin yönünü değiştirebileceğidir" dedi.
Şiddet davranışının yalnızca bir disiplin sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Küçükdağ, "Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade edemez ve davranışlarıyla kendilerini anlatır. Bu nedenle şiddet bir sonuçtur; asıl mesele onun arkasındaki ihtiyacı görebilmektir. Yargılayıcı olmayan, anlayan ve sınır koyabilen bir yaklaşım çocukların gelişimini destekler" diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak :
İHA
YORUMLAR
İLGİNİZİ
ÇEKEBİLİR